|
HEYKEL
Hüseyin
MÜMTAZ
Metin Erksan dostumuz nereden icabettiyse geçenlerde
“Arnavutköy’e Koustaki Mousuris Paşa’nın
heykelinin dikilmesi gerektiği”nden bahsetti.
Kostaki Paşa Osmanlı’nın
Atina Sefiri kebiri imiş, Osmanlı lehine çalışmaları
dolayısı ile Yunanlılar tarafından tehdit
edilirmiş.
Dikilecek heykel Osmanlı’nın,
teb’asına nasıl ırk farkı gözetmeksizin hoşgörü
ve eşitlik içinde yaklaştığının göstergesi
olacakmış.
Yoksa Osmanlı’nın yıkılma
sebebi zaten bu “ırklara haddinden fazla hoşgörüyü”,
Tanzimat’tan itibaren batılı sömürgecilerin
dayatması sonucu göstermeye mecbur bırakılması
olmasın?
Bu heykel konusunda Arnavutköylü
dostlarımızın da fikrinin sorulması gerektiği;
sorulmadan öte, söyleyecek hayli şeyleri olduğu
düşüncesindeyiz.
Heykel diyince, Kostaki diyince
aklıma Giresun düşüyor..
Biz de bir süre önce zaten
1900’lü yıllarda şehirde belediye başkanlığı
yapan Kaptan Yorgi’nin eşekli heykelinin
dikilmesi (!) gereğinden söz etmiştik.
AB uyum yasaları sürecini yaşayan
Türkiye’de Kostaki Mousuris’in de, Kaptan
Yorgi’nin de, hâttâ Kurtuluş Savaşı’nın başında
Kuvayi Milliye’nin yanında yer alıp da sonradan
ihanet eden çete reisinin Yunanlı’ya teslim olduğu
Susığırlık’ta bir heykelinin dikilmesi de
hayli yararlı olur.
Hepsi ulusça hoşgörümüzün,
veya bir diğer yoruma göre gafletimizin en güzel
nişânesi olurlar.
Yoksa siz Susığırlık’ı
Susurluk olarak ve çarpışan Mercedes-Kamyon olayı
münasebeti ile mi hatırlıyorsunuz?
Dikin kardeşim, dikin…
Elinizden geleni ardınıza komayın, nereye, ne
heykeli isterseniz dikin.
Nasılsın ey Giresunlu, “eyi
misin?”
Hayatta mısın, halin keyfin
nicedir?
Gene bir Nisan ayı daha geliyor.
Her yere herkesin heykeli
dikiliyor, ama daha Giresun’da Osman Ağa’nın
heykeli yok.
Bırakın heykeli mezar taşı
yok… Var da, yok.. Var da kitabeleri sökülmüş,
kazınmış..
Unuttuğumuzu mu sandın ey
Giresunlu?
Bu Nisan ayının başında yine
Osman Ağa’yı anmaya kaleye çıkacak mısın?
Çıkıp büyük büyük lâflar
söyleyecek misin?
Şiirler okuyacak mısın?
Ne yüzle? Hangi yüzle?
Geçen seneden bu seneye ne yaptın?
İki şey “ipe un sermek”, işi
yokuşa, yorgunu bayıra sürmektir.…
Olur’u olmaz yapmaktır.
1. Bilmeyene, sûreti haktan görünüp,
ne olduğunu kimsenin doğru dürüst bilmediği,
Afet İnan’ın kerameti kendinden menkul sübjektif
yazısını hatırlatmak;
2. Osman Ağa’nın mezar taşına
ne yazacağım diye büyük büyük yerlere sormaya
kalkmak.
Yapılacak şey bellidir. Osman ağa’nın
mezar taşında eskiden ne yazıyorsa, Atatürk’ün
sağlığında ve o günün şartlarında ne yazılmışsa
onu aynen yeniden yazdırıp koymak..
Atatürk sizin kadar, Afet İnan
kadar düşünemiyor muydu?
Ne yazdığı fotoğraflarda vardır.
Kimsede yoksa bizde vardır, Ayhan Yüksel yeni
Osman Ağa kitabı bastırdı, onda vardır. İsteyene
göndeririz.
Sadece bizde değil, Yunanlılarda,
Yunanlıların internetteki Pontus sitelerinde vardır.
Siz şimdi değiştirip “uyum
yasaları” diye ılımlı, suya sabuna dokunmayan,
etliye sütlüye karışmayan, batılıya, Yunanlıya
hoş görünen, kemiksiz-kılçıksız şeyler
yazarsanız tarihe, soyunuza, sopunuza ihanet etmiş
olursunuz..
Soyunu inkâr edene ne derler?
Bu vesile ile Giresun’a hepsi
de yeni gelen, yeni göreve başlayan Vali, Belediye
Başkanı ve Garnizon Komutanı’na “hoş
geldiniz, sefalar getirdiniz” diyoruz. “Hayırlı
olsun” diyoruz.
Hepsi ilk defa bir “Osman Ağa
yıldönümü” idrak edecekler.
Askerî ve mülkî erkân için
Osman Ağa törenleri Giresun’da “görücüye çıkmak”tır.
Çünkü müteakip bir sene, o gün ne yaptıkları,
nasıl davrandıkları konuşulacaktır. Ona göre
değerlendirileceklerdir.
Giresun’un “fahrî hemşehrisi”
olmak kolay değildir.
Hele Giresun Türk'ü olmak, inanın
bana hiç kolay değildir.
|