Ana Sayfa
Hayatı
Mücadeleleri
Giresun Uşakları

Heykel konusu
Kitabeye saldırı
Müze olayı
Haberler
Makaleler


e-posta

Atatürk'ün Nutku'nu da yırtın!

Hüseyin Mümtaz

Osman Ağa’nın mezar kitâbesinden; AB fikriyatına zihnimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi  teslim etmek için “Pontus” “imha” ve “Akdeniz’e atılma” kelimelerini toptan sildiren, “Yunanlı” kelimesini ise “düşman” ile değiştirtenin kim olduğu eski vali’nin basın toplantısında açığa çıkmıştır da, “kara cümlesi noksan” olan silen(ler) halâ belli değildir.

Eski vali “Milli güvenlik siyasetine göre emri ben verdim” diyor ama bizzat kalemi eline alıp da fecaati gerçekleştiren meydanda değildir.

Kim işlemiştir bu cinayeti? Kim hangi kültür, tahsil, görgü seviyesi ve dünya görüşüne dayanarak eline kalemi alıp bu kelimeleri silmiş ve yerlerine kendi kısır haymatlos düşünce yapısını uygun görmüştür?

Bunu yapanların bir zahmet ellerine kalemi alıp Atatürk’ün Nutku’nu da değiştirmeleri, ya da toptan yırtmaları gerekecek.

Çünkü aynı kelimeler Nutuk’da da defalarca kullanılmıştır ve o zamanın ruhiyatını aksettiren kitabede de bu yüzden aynen yer almıştır.

Gelin işe, çağdaş 150’liklerin “canım bu çağda hiç olur mu?” dediği “imha” kelimesi ile başlayalım.

“İmha etmek” askerî bir terimdir. Bir ilkokul birinci sınıf öğrencisi bile “harbin gayesinin” kitaplarda, “Düşmanın silahlı kuvvetlerini ve topyekün kazanma azmini imha etmek” olarak yer aldığını bilir.

Bakın Atatürk Sakarya harbini anlatırken aynı kavramı nasıl kullanmıştır:

“Düşündüğümüz, ordularımızın kuvayi asliyesini düşmanın cephesinin bir cenahında ve mümkün olduğu kadar cenahı haricisinde toplayarak bir imha meydan muharebesi yapmaktı.” (Nutuk. Türk Tarih Kurumu. Ankara Üçüncü Baskı. Sayfa 894)

“30 Ağustos’ta icra ettiğimiz muharebe neticesinde düşman kuvayi asliyesini imha ve esir ettik.” (Sayfa 900)

“Çünkü düşman ordusunu tamamen imha edeceğimizden emin idik. Bunu anlayıp,düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni teşebbüslerine meydan vermemeyi münasip görmüş idik.” (Aynı sayfa)

Şimdi burasını ise daha dikkatle okuyun.. Çünkü hem “imha”, hem de “Akdeniz’e atılma” kelimeleri aynen yer alıyor.

“Muhterem efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu kâmilen imha veya esir eden ve bakiyetüssüyufunu Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni addederim”. (Sayfa 902)

Bizzat Atatürk’ün bile, harekâtın mükemmeliyetini izah için kendini yeterli görmediği bu ifadelerin kelimelerini silen sorumsuz kara cahil kimdir?

Osman Ağa’nın mezar kitâbesi Atatürk’ün sağlığında yazılıp yerine konulmuştur. Yazılırken eminin şimdikilerin yaptığı gibi  sorumsuzca ve mezar soyguncuları gibi cahilce davranılmamış, kılı kırık yararak; mutlaka “derin devletin” birkaç kademesine sorularak yazılmıştır.

Devrin mermerci ustası istediğini yazmamıştır oraya.

Çağın mermerci ustaları da değiştirmeye yetkili değildir.

Lâfı fazla uzatmadan “Pontus” ve “Yunanlı” kelimelerinin de Nutuk’da kaç defa geçtiğini sayfa numaraları ile kaydedelim.

Pontus (Cemiyeti-eşkiyası-hükümeti-jandarması-krallığı-meselesi) ve (Pontusçular) olarak 838, 1202, 836, 838, 1254, 1288 ve 1284 üncü sayfalarda sayılamayacak kadar..

Hâttâ 836’ıncı sayfadan itibaren üç sayfalık ayrı bir “Pontus Meselesi” bölümü de mevcuttur.

Yunanlı; Genel Dizin olarak düzenlenen Nutuk’un Üçüncü Cildi’nin 350-351 ve 352’inci sayfalarında; yani tam üç sayfada  sadece “dizin” listesi olarak bile 200’den fazla Yunan-Yunanlı kelimeleri geçmektedir.

Türk tarihinden Yunan-Pontus-İmha-Akdeniz’e atılma kelime ve kavramlarını çıkaramazsınız.

Çıkarmak; Yunan emellerine hizmet etmek demektir. Çağdaşlık, barışçılık filan değil bizatihi Yunanlılıktır, yabancı emellerine hizmettir, sömürge zihniyetidir.

Bir Türk ancak Selânik limanında elinde asası ile yüzü İzmir’e dönük olarak konulan “Son İzmir metropoliti Hristostomos”un heykelinin kaidesinden “Türkler tarafından İzmir’in işgalinde öldürüldü” ibaresini kazıtabilirdi.

Artık sözün bittiği noktadayız.

Yapılacak iş; eski yazılı kitabenin bulunup konulması, yeni yazılı “düzeltilmemiş” kitabenin eski haliyle aynen yeniden yazdırılıp yerine takılmasıdır.

Çok isteniyorsa yeni dille “uygun bir tercüme” de ufak pirinç bir levhada bir köşeye konulabilir.

Bu vesileyle, A.H.Öner’e 1997’de “Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü” veren TÜRKSAV’ın, ödülü eliyle bizzat veren Demirel’in; 2001’de de “Yılın Atatürkçüsü” ödülü veren ADD’nin çaplarının da ortaya çıkmasından hayli memnun olduğumu ifade etmek isterim.

Demirel acaba o çok bol keseden dağıttığı ve iyice suyu çıktığı için sonradan Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilen “Devlet sanatçılığı” gibi bir şey mi sanmıştı verdiği ödülü?

Konu artık iyice açığa çıktığı ve on gündür kamuoyunda tartışılarak herkesçe bilindiği için Atatürk’ün Muhafızı kara zıpkalılara ve Kuvayi Milliye müzesine reva gördüğü muameleden sonra ADD’nin adı geçen şahsa “Yılın Atatürkçüsü” ödülünü vermesinin “gayet normal” olduğu anlaşılıyor da; meraklısına bir boş vaktimde şu “Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü”nün hikâyesini seve seve anlatırım. 

 

Copyright © 2003

Bu site IŞIK ONLİNE tarafından hazırlanmıştır.
Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 800x600 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir.

..