|
Osman Ağa'nın aynası
Hüseyin
Mümtaz
Osman
Ağa topluma bir ayna tuttu, herkesin ciğeri,
maskesinin arkasına sakladığı asıl yüzü
meydana çıktı, eteğindeki taşlar dökülüverdi.
Herkes
olaya kendi meşrebine, düşünce ufkuna, dünya görüşüne
uygun olarak yaklaştı, kimin ne mal olduğu iyice
anlaşıldı.
Yıllardır
Osman Ağa deyince mangalda kül bırakmayan, söz
ve yazılarıyla “Osman Ağa uzmanı” geçinen ağızdan
dolma, kaval namlulu mantelli tüfekler nedense dut
yemiş bülbül kesildi.
Kişisel
dostluk veya düşmanlıklar, “ticari” kaygılar,
“bana dokunmayan yılan” veya “etliye sütlüye
karışmama” kaypaklığı, siyasi endişeler, her
devirde güçlüye yakın olma fikriyatı, binilen
her kayığın sahibinin türküsünü çağırma
ilkesizliği bir kere daha aklın önüne geçti;
mantık ve idealler, kişisel duygu ve çıkarların
gölgesinde kaldı.
Vatan
sevgisi akıla, günün kurtarılmasından sonra
geldi.
Bu
söylediklerim Giresun’un kısır kasaba politikası
içinde cereyan edenler..
İş
Türkiye ölçeğine taşınınca durum daha da değişiyor.
Her
yazar ve yayın organı durumdan vazife çıkardı,
durumu kendine yonttu.
Konuyu
“ulusal basın”da ilk gündeme getiren Murat
Bardakçı bile Osman Ağa için “Karadeniz bölgesinde,
özellikle de Giresun'da ‘milli kahraman’ kabul
edilen” demeyi tercih etti.
Yâni
Osman Ağa Giresun; biraz da Karadeniz dışına çıkınca
“millî kahraman” kabul edilmiyor….
Radikal
dinciler, “eski yazı kitabenin” kaldırılmasından
hareketle olaya dini bir yön verdiler, daha önce
de bilmem hangi vakfın tabelâsının kaldırılmış
olması ile bağladılar olayı.
Taha
Akyol da fırsatı kaçırmadı.
Eleştiri
yazısını, “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”nin
bu meseleye nasıl olup da karışacağı,
tarihimizi nasıl kontrol edeceği noktası üzerine
bina etti. MGSB’nin, şeffaf olması gereken bir
toplumda her işe çok fazla burnunu soktuğunu eleştirmek
için kullandı Osman Ağa’yı.
Sanki
ortada MGSB’ye dayanan böyle bir emir-talimat
varmış gibi..
Kimse
kıvırıp, olmayan bir MGSB’nin arkasına sığınıp,
sonra da kulaklara eğilip, “Siz bilmezsiniz.
Fazla karıştırmayın. Emir büyük yerden”
aldatmacasının arkasına sığınmasın.
MGSB
vilayetlere kadar dağıtılmaz, MGSB somut mahalli
problemlerle uğraşmaz, genel ve soyut çerçeveler
çizer.
MGSB’nin
hiçbir satırında Osman Ağa’nın mezar taşından
“Pontus imhası, Yunanlıların denize dökülmesi”
kavramlarının çıkarılması talimatı yer
alamaz.
Bu
bir Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değil, “Şahsi
Çıkarlar Siyaset Belgesi”dir.
Dinamitin
kimin cebinde patlayacağı da belli değildir.
Daha
doğrusu bellidir de fitil yanmaktadır, biraz daha
çıkarıp söndürmezlerse cepte patlayacaktır.
Ama
cepten çıkarınca da herkes görecek, yalan ortaya
çıkacaktır.
Tam
bir aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık
misali.
İlgili
bakanken bir “İnsan Hakları Üst Kurul”
toplantısında bir şehit anasının “Sen konuşma,
sen de Kürt değil misin?” çıkışına şaşırarak
tamamen doğru bir yaklaşımla “Ben Türkiye
Cumhuriyeti’nin bakanıyım. Bakanların etnik
kimliği sorulmaz” tavrını sergileyen eski İçişleri
Bakanı Yücelen’in bile ben Giresun’a telefonu
açıp “Yahu şu Osman Ağa’nın mezar taşını
hallet” diyebileceğini tahmin etmiyorum.
Bu
işin kaynağı da, talimatı da, uygulayıcısı da
“mahallinden” temin edilmiştir. Plânlı ve örgütlü
bir çalışmanın eseridir. Mezar kitabesinden
sonra Kuvayi Milliye Müzesi’nin de kapatılması
tesadüf olamaz.
Bu
iş “siyaseten” öyle yapılmışsa; verilecek
hesap da elbette “siyasi” olmalıdır.
Balığa
çıkanın dizi ıslanır. “Atatürk’ün Muhafızı”
kara zıpkalılara sahip çıkmayan sahte Atatürkçüler
seçilseler bile Giresun’a girecek; başka bir
yerde görev alsalar bile hiçbir anıt mezar
ziyaret edecek yüz bulamayacaklardır.
Gittikleri
yere kadar takib edip 2002 yılında Giresun’da
Atatürk’e, Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne, Atatürk’ün
muhafızlarına, Kuvayi Milliyecilere, gerçek Atatürkçülere
yapılanlar konusunda kamuyu aydınlatacağız.
Biz ödülü parti veya
derneklerden değil, milletten alıyoruz.
www.giresungazete.net
24.10.2002
|