Ana Sayfa
Hayatı
Mücadeleleri
Giresun Uşakları

Heykel konusu
Kitabeye saldırı
Müze olayı
Haberler
Makaleler


e-posta

OSMAN AĞA’NIN MÜLKÜNDE BASIN TOPLANTISI

Hüseyin MÜMTAZ

Duyduk ki Giresun’da Osman Ağa Meydanına nâzır Osman Ağa’nın mülkünün bir köşesindeki bir seçim bürosunda “suçlama üzerine”; adımızın da geçtiği bir basın toplantısı yapılmış.

Osman Ağa’ya ait olup vârislerine intikal edilen mülkün bir köşesinde; Osman Ağa’nın anıt mezarının 80 yıllık kitabesini “İçişlerinden gelen yazıyı” Belediyeye göndererek “düzelttiren” Ali Haydar Öner bir basın toplantısı yapmış.

Osman Ağa’nın, Kale’den aşağı hayret ve taaccüple baktığını hissediyorum.

Umarım seçim bürosunun komşuları durumdan rahatsızlık duymuştur.

Basın toplantısında adımız söylendiği için sataşma vardır ve cevap hakkımız doğmuştur.

Bahse konu yazılarımızı bir daha gözden geçirdik; hiçbir yerde “Osman Ağa’nın mezar kitabesini eski Vali kazıttırdı” dememişiz.

“Giresunlu, Uyuma!” başlıklı yazımızda şöyle demişiz:

Giresun’un bir önceki vali ve belediye başkanlarının da ihmallerinin olduğunu düşünüyorum.

Politikaya atılan ama listeye giremeyen Vali İçişleri Bakanlığından gene görev isteyecekmiş!

Burnunun dibindeki kitabeye sahip olamayan valiye görev verilmemelidir.

Burnunun dibindeki kitabeye sahip olamayan belediye başkanı seçilmemelidir.”

“Kitabeyi kazıtan” başkadır, “kitabeye sahip olamayan” başkadır.

Ben hiçbir yerde “Vali kazıttırdı” demiyorum, “sahip olamamaktan” ileri gelen bir ihmalin söz konusu olduğunu kastediyorum, Ali Haydar Öner çıkıp “Ben yaptırdım” diyor.

İyi.. Yüzü ak olsun.

A.H.Öner Türkçe kitabeyi düzelttirdiğini itiraf ediyor, fakat Osmanlıca olanın kaldırılmasından haberinin olmadığını söylüyor.

Lâfa bak.. Sanki Malatya’daki eczacının veya Muğla’daki fırıncının haberi olacaktı!

Vilâyet binasına 500 metre uzaktaki kitabe yerinden sökülecek Vali haberim yok diyecek..

Ne işe yaradı o zaman o “yeni alınan koltuklar”?

A.H.Öner basın toplantısına; yeni aldığı koltuklar, ziyaretine gelen yabancı misyon şefleri, kalelere diktirdiği gönderler ile başlıyor, fuhuş mücadelesi ile devam ediyor, Kosova-Kerkük’e kadar uzanıyor.

Evi olmadığından söz ediyor.

Ne alâkası vardır Osman Ağa ile Vilayet makamındaki kumaşı eski koltukların, yabancı diplomat ziyaretlerinin, fuhuş mücadelesinin? 

Vatanseverliğin ölçüsü “evi olmamak” mıdır? Evi olan daha az vatansever, evi olmayan daha çok mu vatanseverdir? Var mı böyle bir sosyolojik ölçü dünyada?

Hem memur maaşıyla Giresun’un en mutena yerinde milyarlık kirası olan bir büroyu tutan elbette ev alamaz.

Yoksa mal sahibi, mutlaka masasının gözünde olduğuna inandığım kira kontratında  sembolik bir ücret alarak A.H.Öner’e bir anlamda “sponsorluk” mu yapmıştır? 

“Bedrama Kalesi” ne demek? Türkçe mi bu isim? 

Sanki kalelerde A.H.Öner gelmeden bayrak dalgalanmıyordu, o fethetti; Giresun’a da hiç yabancı diplomat gelmemişti.

Sanki Giresun yeni vilayet olmuştu da ilk vali kendisi idi. Kendisinden önceki mülki âmirler sanki barakada oturuyordu.

Kerkük’le ne alâkası vardır Osman Ağa’nın?

Ha vardır da kendisinin düşündüğü açıdan değil.. Siz Giresun’da mezar taşlarını koruyamazsanız Kerkük’teki mezar taşlarından nasıl söz edersiniz?

A.H.Öner konuyu saptırıyor, kişiselleştiriyor, popülizm yapıyor, tribünlere oynuyor.

Ben de hiçbir yerde kimse benden daha az vatansever demedim, demem. O iş böyle rahat ortamlarda hiç belli olmaz.. Vatanseverlik, çeliğe su verilen destan devirlerde, sıkışık zamanlarda ortaya çıkar. Kimse önceden ne olacağını kestiremez.

Ama ihmalden, basiret bağlanmasından söz edebilirim.

Herkes salim kafa ile şimdi hangi noktada bulunduğunu düşünmelidir.

Osman Ağa’nın itibarı ile oynadıkça asıl Pontusçuluğa gafilce hizmet edenin kim olduğunu herkes düşünmeli ve yanlışlarını gözden geçirmelidir.

Yunanlının Pontus emelleri ile ilgili iki satır okuyan bir ilkokul çocuğu bile onların en dayanamadıkları, tahammül gösteremedikleri kişinin Osman Ağa olduğunu iyi bilir.

O halde Osman Ağa’ya “dokunmak-yıpratmak” kime hizmet etmek demekmiş?

İyice anlaşıldı mı acaba?

O bayıldığınız “AB Uyum Yasaları”nın “tarihin yeniden yazılması” bölümünde; mezar taşlarından “Yunan’ı, Koçkiri’yi” kaldırmak var da, vatandaş Hüseyin Mümtaz’ın bir idari tasarruf hakkında eleştiri hakkı yok mu?

AB uyum yasaları mı “kendine demokrat”, yoksa “idareciler” mi?

A.H.Öner için mümkün değil, benden veya bir başkasından daha az vatansever diyemem ama pekalâ tarihe yanlış bakıyor diyebilirim.

Diyor ki; “Osmanlının içinde her türlü unsur vardır. Osmanlı hepsinin oluşturduğu muhteşem bir imparatorluktur. Anadolu uygarlıkları çok zengin uygarlıklara sahiptir. Biz son sahibiyiz. İlelebet de öyle kalacağız. Bizden önce çok çeşitli uygarlıklar Anadolu’da olabilir. Katkımız olabilir. Orta Asya’dan geldiğimiz söyleniyor. Orada bir hak iddia etmiyoruz. Kimse de Anadolu’nun bir tek zerresinden hak iddia edemez. Buna müsaade etmeyiz.”

Osmanlı’da elbette her unsur olacak. O bir İmparatorluktu. Aslî unsurunu “Türk”ün teşkil ettiği bir İmparatorluk. Osmanlı, bir Türk İmparatorluğu idi. Onun varisi olan Cumhuriyet ise bir “ulus devlet”tir. Ulus devletler imparatorluk değildir ki 76 çeşit mozaikler bulunsun.

“Anadolu’da çok zengin uygarlıklar bulunduğu” noktasına gelirseniz, bu uygarlıkların kim olduğu sorusu sorulur, o zaman da Elenlerin ekmeğine yağ sürersiniz. İstedikleri zaten  budur. Akurgal’ın, Mavi Yolcuların, Kabaağaçlı’nın, Erhat’ın tarih görüşü budur.

Hümanist tarih görüşüdür bu, Anadoluculuk’tur fakat Türkçülük değildir.

Madem eski ve muhteşem uygarlıklar vardı neden şimdi Türkiye’de onların kalıntısı olan “eser miktarda” bile olsa Frigce, Miletce, Lidyaca, Hititçe konuşan bir Allah’ın kulu yok?

Madem bir Elen uygarlığı var idi neden şimdi, 70 milyonluk 2002 Türkiyesi’nde ana dili Yunanca olan azınlık sadece İstanbul’da ve yine sadece 1500 (yazıyla binbeşyüz) kişi?

İmparatorluk’ta da, Cumhuriyet’te de başat-hâkim-kurucu unsur Türk’tür. Söz edilecekse Türk medeniyetinden söz edilir. Türk medeniyetinin diğerlerine etkisinden, onları etkilediğinden söz edilir.

Ne demek “Orta Asya’dan geldiğimiz söyleniyor”?

Kim söylüyor, siz inanmıyor musunuz, oradan gelmedik mi? Kültigin, Bilge Kağan anıt mezarları benim değil mi?

Ve şimdi anladınız mı neden Osman Ağa’nın mezarına sahip çıkılması gerektiğini?

Giresun Kalesi’ndeki mezara sahip çıkamayan elbette Orta Asya’dakini es geçecektir.

Fakat bakın Atatürk, A.H.Öner ile aynı fikirde değil, tam tersini söylüyor, (hem de Adana’da!):

“Ülkeniz sizindir. Türklerindir.Bu ülke tarihte Türk’tü, bu gün de Türk’tür, ve sonsuzluğa kadar Türk olarak yaşayacaktır. Gerçi bu güzel ülkenin eski zamandan beri çok kere yabancıların eline düştüğü oldu. Aslında Türk olan, Turan’dan kopup gelenlerin oturduğu yer olan bu ülkeyi İranilerin ele geçirdiği oldu. Sonra da onları yenen İskender buraları aldı. Bir aralık buraya Mısırlıların, Romalıların da yerleştiği oldu. Daha sonra Bizanslılar geldi, onları kovarak yerleşen Araplar da çok oturamadılar. En sonunda Asya’nın ortasından kaynayıp gelen Türk boyları buraya geldiler; bu ülkeler böylece asıl ve ilk sahiplerine tekrar kavuşmuş oldu. Ermenilerin,şunun bunun burada hiçbir hakkı yoktur. Bu verimli yerler koyu ve öz Türk yurdudur.” (16.3.1923)

A.H.Öner iyi niyetli olabilir ama niyetin mutlaka bilgi ile desteklenmesi gerekir. Aksi takdirde “Bilgisiz otorite temin edilemez-Atatürk”

Atatürk, A.H.Öner ne dediyse tersini söylüyor.

Atatürk memleketin asıl sahibinin Turani kavimler olduğunu, sonraki 72 milletin hep işgalci olduğunu söylüyor.

Atatürk “Orta Asya’dan geldiğimiz söylenir” demiyor, “Turan’dan koptuk geldik” diyor.

“Bizden önceki muhteşem medeniyetler”den bahsetmiyor, “Şunun bunun burada hiçbir hakkı yoktur. Bu verimli topraklar koyu ve öz Türk Yurdu’dur” diyor.

Atatürk bir şey daha söylüyor;

“Bizim ulusumuz uzun, derin bir geçmişten geliyor.Ulusumuzun bu eski ve ulu yaşayışını bir düşünelim. Bu düşünce bizi altı yedi yüz yıllık Osmanlı Türklüğünden daha önceki Selçuk Türklerine, ve ondan daha eski, bu dönemlerden daha ünlü ve verimli başka Türk topluluklarına götürür. Bütün bu dönemlere özenle bakınız: Türk kendi benliğini, başarma, yaşama amacını unutuyor gibi olmuş..”(Samsun. 22.9.1924)

Biz işte tam bu noktadayız. Atatürk’ün tarih öğretisinin iyi bir takipçisi, öğreticisiyiz. 

Söylediklerimiz dikkatle dinlenmelidir. Biz bu sakalı değirmende ağartmadık. Sekiz kitabımız, konu ile ilgili yirmi üç tebliğimiz, bine yakın makalemiz var.

Dirsekleri evet masa başında çürüttük ama tam da Atatürk’ün dediği gibi Türk için, Türk’e doğru, Türk gözlüğü ile okuyup yazarak çürüttük.

Yerel hassas konular masa başında “ben yaptım oldu” mantığı ile gerçekleştirilmez.

Kamuoyunun dikkate alınması, oluşturulması gerekir. Osman Ağa’nın kitabesi konusu halkla, STÖ’lerle, ilim adamlarıyla görüşülmeliydi.

“Eşraf”a danışılmalıydı.

İl Genel Meclisi ne işe yarar?

Evet, Osman Ağa konusu Giresun’da davul çalınarak tartışılmalıydı.

A.H.Öner burada yine topu taca atıyor ve diyor ki; “Osman Ağa’nın kitabesi, MGSB’ne göre değiştirildi. Milli Güvenlik Kosova’da, Azerbaycan’da, Kerkük ve Musul’da insanlarımızı yalnız bırakmadı. Bunun belgesi olur mu? Bu siyaseti bilgi ve bilinçle uygulamak gerekir.”

Türkiye’de hiçbir Siyaset Belgesi Osman Ağa’nın mezarıyla uğraşmaz. Vilayetlere kadar da dağıtımı yapılmaz.

Hem bu nasıl belgeymiş ki valiler değiştikçe değişiyor?

Çünkü duyduk ki yeni Vali doğru ve şimdiye kadar yapılması gereken bir yöntemle Osman Ağa’nın anıtını korumaya aldırmış.

O halde gene kafamız karıştı; yâni şimdi ortada tek MGSB var ve her gelen vali işine geldiği gibi farklı mı okuyor yoksa her birine ayrı belge mi geliyor?

Kişiye göre değişen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi mi olur? 

Geliyoruz “işin belgesi mi olur” lafına..

Hem “İçişleri bakanlığından gelen yazıyı belediyeye havale ettim, ona göre hareket edildi” deniyor, hem “İşin belgesi mi olur?”

“Eski memurlar” bilir, “netameli” konularda “âmirden yazılı emir” istenir.

Belge işte budur.

Fakat tabii meselenin “netameli” olup olmadığı kişinin kendi müktesebatına bağlıdır.

Torumtay, Özal’ın “Hadi şöyle bir Kerkük’e giriverelim” yollu sözlü isteğine, “Başbakanlıktan yazılı talimat” gerekir dediği ve isteği karşılanmadığı için istifa etmişti.

Türkiye kabile devleti değildir.

A.H.Öner, Torumtay’dan daha mı atak ve insiyatif sahibidir?

Tekrar söylüyorum, şimdi bu tartışmayı eminim en fazla ellerini oğuşturarak, “Türklerin başına öyle bir iş açtık ki” diye keyifle izleyen kişiler Yorgo Andreadis ve Savvas Kalenderidis’tir.

Herkes salim kafayla tekrar bulunduğu mevzii gözden geçirmelidir.

Gün Pontus yüzünden birbirimize düşecek gün değil, Osman Ağa’nın arkasında tek vücut dikilme günüdür.

Atatürk’le bitirelim de kulaklara küpe olsun.

“Pontos meselesi diye Samsun havalisinde zaman zaman vuku bulan gayri tabii harekâtın sureti katiyede önüne geçilmiştir. Pontos diye artık Türkiye’de bir meseleden bahsolunamaz”. (16 Ocak1923. İzmit Basın Toplantısı)

“Bu yurdu yalnız Ermeniler istemiyorlar. Keldaniler, Asuriler daha bilmem kimler bu hevese düştüler. Eğer bunların hepsine birer yurt vermeye kalksak bizim elimizde yurt kalmaz. Bizden o kadar çok şey istiyorlar”. (Aynı gün)

Yine de 80 sene sonra Osman Ağa’yı savunur hâle düşmek ağırıma gidiyor. 

Yıllar yılı her Nisan başında Osman Ağa nutukları çekerek kariyer-karizma yapanların kişisel ilişkiler nedeniyle şimdi ortalıkta görünmeyip sessiz kalmalarını ise hiç anlamıyorum.

Copyright © 2003

Bu site IŞIK ONLİNE tarafından hazırlanmıştır.
Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 800x600 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir.

..