|
İşgal
altında mıyız kardeşim?
Hüseyin
Mümtaz
Tarih,
babanızın senaristlerine para vererek senaryosunu
yazdırdığınız, babanızın stüdyosunda yine
babanızın rejisörüne çektirttiğiniz, canınızın
istediği zaman geri sararak beğenmediğiniz
yerlerini kesip attığınız bir sinema filmi değildir.
Makarayı
geri çevirip tekrar seyredemezsiniz.
Tarih
tarihtir, tarih konuşunca herkes susar.
Olan
olmuştur. Tarih kitabının harfleri kazınmazdır.
Silinip tahrif edilemez, üzeri alçı ile sıvanamaz.
Tarihiniz
bir bütündür. Beğenmediğiniz yerleri de
olabilir ama bütünüyle sizindir. Preveze de vardır,
İnebahtı da.. Çaldıran da vardır, Viyana da,
Balkan Savaşı da.
Ne
yaparsanız yapın 1071’den beri Bizanslıları
“kestiğimizi”, 1922’de İzmir’de Ege’ye;
1974’de Kıbrıs’ta Akdeniz’e döktüğümüzü
yok sayamazsınız.
Elen
ırkındansanız Romen Diyogen kahramandır. Türk’seniz
Alparslan..
Elenseniz
19 Mayıs 1919, Pontus soykırımı günüdür, Türk’seniz
Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç günü.
Atatürk’seniz
Samsun’a çıktıktan sadece bir hafta sonra
Havza’ya Osman Ağa’yı çağırır ve “Ağa..
İstanbul hükümetinden aksine emir gelse dahi Rum
çetelerle mücadeleni sürdüreceksin” dersiniz.
Sonra onu Koçkiri’de görevlendirirsiniz, sonra
“çeteleriyle beraber” alıp “Muhafız Birlik
Komutanınız” yaparsınız.
Ama
Atatürk olmak kolay değildir.
Dolayısı
ile Yunanlıysanız, peşmerge iseniz Osman Ağa düşmandır,
katildir. Türk’seniz kahraman.
İdareciler
“günü” yaşarlar, düzenlerler ama
“tarihi” idare edemezler.
Beğenseler
de, beğenmeseler de tarih onları yönetir.
80
sene önce o günün şartlarında yazılan mezar taşının
kitabesini, yaşadığınız günün şartlarına
uyduramaz, “AB uyum yasalarına göre” değiştiremezsiniz.
Gücünüz
yetmez.
Birine
yetse, binlercesine yetmez.
Anadolu’nun
ve Balkanların ve Kafkasların ve Ortadoğu’nun yüzlerce
köşesindeki ve binlerce mezarlığındaki
milyonlarca mezar taşındaki “filan isyanı bastırırken
şehit oldu”, “Allahuekber Dağları’nda
Rus’a; Çanakkale’de İngiliz’e, İtalyan’a,
Fransız’a, Anzac’lara karşı savaşırken şehit
oldu” ibaresini nasıl kazıyacaksınız?
Bunu
mütareke döneminin İzmir Valisi Kambur İzzet
bile yapmamıştı. Yeteneksiz Kolordu Komutanı,
sonradan Kürt (Nemrut) Mustafa Paşa’nın yerine
Ermeni tehcirinden yargılanarak idama mahkûm
olacak Kemal Bey’i yargılayacak Divanı Harbe Başkan
olacak Ali Nadir Paşa ile anlaşıp şehri Yunanlı’ya
teslim etmişlerdi ama buna cesaret edememişlerdi.
İzmir’de,
Manisa’da, Bursa’da, Söğüt’te mezar taşlarını
şehre giren Yunan kuvvetleri yıkmış, kırmıştı.
Hayatınızda
Söğüt’e gidip Ertuğrul Gazi türbesindeki
Yunan askerinin kurşun izlerini gördünüz mü?
Edirne’de
Selimiye kubbesindeki Bulgar askerinin, Atatürk’ün
emri ile onarılmayarak “milli bir kin eseri
olarak gelecek nesillere aktarılmak üzere”
muhafaza edilen gülle deliğini gördünüz mü?
Ne
yani, işgal altında mıyız? Mezar taşlarımıza
sahip çıkamayacak mıyız? Onlar kazınırken
korkup sinecek miyiz, susacak mıyız?
Hiçbir
“derin devlet” vatandaşından bunu isteyemez.
İstemez. Derin Devlet’in işi gücü yok “Bir
nolu genelge: Bütün mezar taşlarından Yunan lâfı
siline; İki nolu genelge: Bütün mezar taşlarından
Dersim isyanı sözü kazına” talimat yayınlayacak!!
Lâf
ola beri gele..
Kimse
insiyatif kullanmadaki beceriksizliğini, siyasi
yeteneksizliğini son yıllarda âdet olduğu üzere
“Derin Devlet”e yıkmaya kalkmamalıdır.
Derin
Devlet milletin vicdanıdır, milletin kendini
koruma iç güdüsüdür.
Asıl
(Topal) Osman Ağa Derin Devlet’in fedaisidir.
Hiçbir
şey gücüme gitmiyor da, Cumhuriyet’in kuruluşundan
seksen sene sonra Osman Ağa’yı korumak durumunda
kalışım ağırıma gidiyor.
Kimse
bilmediği, ağzına hiç yakışmayan, öyle
kocaman kocaman “Milli Güvenlik Siyaset
Belgesi” lâfları etmemelidir.
Mesut
Yılmaz’a göre MGSB’ni asker (atanmışlar) değil,
“seçilmişler” hazırlamalıymış.
Şu
% 40’ının sabıkalı, suçlu ve zanlı olduğu
“seçilmiş” adayları.
Yâni
MGSB’yi Jet Fadıllar, Motorola Hortumcuları,
1980 sonrası kaçtığı İsveç’te Türk bayrağı
yakan, Türk askerine söven şarkılar besteleyen,
Unesco pasaportlu şarkıcılar hazırlayacakmış!
Bakın
hele..
Yunanlı’yı
“AB uyum yasaları çerçevesinde” dost kabul
etmek; 30 Ağustos’ta İzmir’de Sezen Aksu
konseri dinleyen kafaya uyar. 9 Eylül’de “Artık
dostuz. Törenlerde deniz dökülen temsili Yunan
kuvvetleri olmasın” diyen kafaya uyar.
O
kafa hemen hemen aynı tarihlerde Sisam Adası’nda
limanda Yunanlıların “kurtuluş günü şerefine”
Türk kadırgası süsü verdikleri bir gemiyi her
sene şölenle yaktığını göz ardı eder.
Sisam’da
o Türk kadırgası yakacak ama İzmir’de ben
Yunanlıyı denize dökmeyeceğim, Giresun’da
mezar taşından Yunanlı lafını çıkaracağım.
Bak
şu “derin” politikaya!
Tarih
konuşmak için önce tarihi iyi bilmek gerek.
Tarihi doğru değerlendirmek için de doğru tarih
şuuru gerek.
Bilmemek
ayıp değil, okuyup öğrenmemek ayıp.
1.Karadeniz’in yerli-otokton halkı Turani kavimlerdir.
Elenler sonradan gelmişler; sınırlı sürede
sadece kale içlerinde hükümran şehir devletler
kurmuşlardır. Asıl “işgalci”, Elenlerdir.
Kale içleri Elen, dağlar Türkmen idi. Bu anlamda
1461, Karadeniz’deki
son Rum noktası olan Trabzon’un Türkler tarafından
fethi değil, ilk “kurtarılması”dır.
Tirebolu’ya kadar olan bölgenin
ikinci kurtuluşu, Birinci Dünya savaşı
sonunda Ruslardan olmuştur. (Birilerinin dikkatine:
Her sene herhangi bir gün “mülki ve askeri erkân”
tarafından Giresun’un Kurtuluş’u kutlanmaz,
çünkü yoktur. Çünkü Giresun hiç işgal
edilmemiştir. Düşman postalı görmemiştir.
Sadece bunun için bile, kendi devrine düşen çabalarından
dolayı Osman Ağa’ya müteşekkir olmanız
gerekmez mi?)
2.1461 artıkları, 1916’da Rus işgalini heyecanla karşıladı.
Metropolit Trabzon’u Rus komutana takdim etti.
Nihayet bekledikleri günün geldiği zannıyla
çeteler kurup Türkleri kesmeye başladılar.
Pontus Hükümet Konağı olarak inşa edilen binaya
(Giresun Ticaret Lisesi) Yunan Bayrağı çektiler.
Halk
arasında Osman Ağa’nın o bayrağı çeken kişiyi
çuvala koyup adanın arkasına götürdüğü söylenir.
Onun
arkadaşlarını da limandaki gemilerin kazan
dairesine indirdiği..
Ancak
böyle radikal tedbirler sonucu; Kurtuluş savaşı
başlayınca “Pontus’lular” başlarına
gelecekleri tahmin edip Yunanistan’a ve Rusya’ya
kaçtılar.
Kalanları
da Atatürk mübadelede gönderdi.
Dolayısı
ile;
a) Şimdi Karadeniz’de tek Pontus’lu Rum yoktur, herkes Türk’tür.
Fakat;
b) Yunanlıların Pontus hayali bitmemiştir, devam
etmektedir.
İkisi
farklıdır, birbirine karıştırılmamalıdır,
fakat birbirine etkisi göz ardı edilmemelidir.
(Daha geniş bilgi için bakınız;
”Karadeniz’in Kitabı” Hüseyin MÜMTAZ. Yeni
BatıTrakya Dergisi yayınları. İstanbul 2000)
Anlama
güçlüğü çekenler için özetleyelim; Bölgede
Pontuslu yoktur, Pontuslu olduğu hayaldir ama
Yunanlılardan kaynaklanan Pontus hayali mevcuttur.
(Bakınız; dünkü yazımızda “Yunan Hükümeti
2003 yılı Pontus çalışmaları için 1 milyon
dolar bütçe ayır dı)
Biz
ne demişiz o “eleştirilen” yazımızda;
“Osman
Ağa‘nın Kale’deki kitabesinden Koçkiri Kürt
Ayaklanması ve Yunanlılarla olan mücadelesini
anlatan bölümleri kazıyanlar ya Yunanlıdır, ya
peşmerge..
Eminim
Abdullah Öcalan rezidansından günlük yazdığı
köşe yazılarıyla talimat vermiş, Osman Öcalan
da gelip Koçkiri bölümünü; Savvas Kalendiridis
de gelip Yunanlı bölümünü kazımışlardır.”
Az
bile söylemişiz, eksik bırakmışız..
Allahın
lütfu, bakın yukarıdaki satırların yayınlandığı
günün ertesinde Anadolu Ajansı hangi haberi geçti;
“Dokuz
ilimizde Pontus devleti kurma hayali:
Karadeniz'deki 9 ilimizi kapsayan bir bölgede
Pontus devleti kurmak için Yunanistan'da eğitim gördüğünü
itiraf eden Fethi Gültepe DGM'ce tutuklandı. Gültepe,
başkent olarak ‘Argeopolis‘ adını verdikleri
Gümüşhane'nin seçildiğini açıkladı. Terörle
Mücadele Şubesi ekipleri tarafından Atatürk
Havalimanı'ndan ülkemize giriş yapmak isterken
yakalanarak gözaltına alınan Atina Pandia Üniversitesi
Siyaset Bilimleri Bölümü öğrencisi Fethi Gültepe
sorgusunda, üniversite eğitimi için 1998 yılında
Yunanlı Feodoros Poartopulos tarafından
Trabzon'dan Yunanistan'a götürüldüğünü söyledi.
Atina'da kendisini, bölücü PKK örgütünün
elebaşısı Abdullah Öcalan'ın Yunanistan'dan
Kenya'ya kaçırılması olayına adı karıştığı
için ordudan atılan albay Savvas Kalenderidis'in
karşıladığını anlattı. Her ay hiç çalışmadan
500 dolar maaş aldığını belirten Gültepe,
Sinop, Samsun, Trabzon, Ordu, Giresun, Amasya'nın
Merzifon ilçesi, Sivas'ın Suşehri ilçesi, Gümüşhane
ve Bayburt'u içine alan bağımsız Pontus devleti
kurulmasına hizmet amacıyla faaliyetlerde bulunduğunu
itiraf etti.Gültepe ifadesinde ayrıca, kurulması
planlanan devlete başkent olarak, sahip olduğu
maden rezervlerinin fazlalığı nedeniyle ‘‘Argeopolis‘‘
adını verdikleri Gümüşhane'nin seçildiğini açıkladı.
Polis, Karadeniz'de Pontus devleti kurulması çalışmalarını,
Fransa'nın Marsilya kentindeki Yunanlı işadamı
Konstantinos Konstantinidis ile Profesör Doktor
Yorgo Adreadis'in finanse ettiğini belirtti. Halen
Yunanistan'da 8 vatandaşımızın bu amaçla eğitildiğinin
belirlendiği de açıklandı. Polis yetkilileri,
Yunanistan'da, Trabzon'da bulunan Sümela Manastırı'nın
aynısının inşa edildiğine, bazı caddelerle
sokaklara Trabzon ve Çaykara isimlerinin verildiğine
dikkat çektiler”.
Şahıs
DGM tarafından tutuklanmış..
Demek
kıymetli okuyucu, az bile söylemişiz; biz suçu sınır
dışındaki peşmerge Osman Öcalan ile Yunan ajanı
Kalendiridis’e yıkmış, onları tahmin etmiştik
ama meğer içeride de Kalenderidis yetiştirmesi TC
pasaportu taşıyan ajanlar varmış.
Ben
söylemiyorum, İstanbul Polisi ve DGM söylüyor.
Biz
müneccim filan değiliz. Sadece olayları Türk gözlüğü
ile, Türk’e doğru, Türk için değerlendiriyoruz.
Yine
Allah’ın takdiri bu gün de (17 Ekim 2002)
Atina’dan Nur Batur gazetesine şu haberi geçmiş:
“Yunanistan'ın
Le Pen'i: Ayasofya'yı kurtaracağız. Yunanistan'da
Simitis Hükümeti'nin nüfus cüzdanlarındaki din
hanesini kaldırması aşırı milliyetçiliği körükledi.
‘‘Ayasofya'yı kurtarmayı’’ vaat eden aşırı
milliyetçi Yorgo Karacaferis, kilisenin de desteğiyle
pazar günkü yerel seçimde oy patlaması yaşadı.
Yunanistan'ın
Le Pen'i diye anılan aşırı milliyetçi Yorgo
Karacaferis'in yıldızı, Simitis Hükümeti'nin
kimliklerdeki din hanesini silmesiyle patlak veren
kilise-siyaset kavgası sayesinde parladı.”
Şimdi
bu noktada, tarih önünde mahcup olanların yapması
gereken ufak bir şey var…
Ayağa
kalkıp, ceketlerinin önünü ilikleyip özür
dilemeliler.
“Karadeniz’in
Kitabı”nı her ne kadar ben yazdıysam da benden
değil.
Tarihten…
Hem
de öyle 24 saat içinde filan değil, 45 dakika içinde..
Bizi
izlemeye devam edin. Öğrenecek daha çok şeyiniz
var. Çok çalışmanız lazım, çok.
Sen
de kimseye kulak asma Giresun’lu, uyuma uyan.
Tombaladan
çıkmadı bu vatan.
www.giresungazete.net
17.10.2002
|